Hayalet Gemi’de kâbus…

İstanbul’un kış güneşi gitmiş, yerine gri bir gökyüzü bırakmıştı… Sicim gibi yağan yağmurlar soğuk havanın etkisiyle kara dönüşecek ve tek başıma yaşadığım kir pas içindeki Hayalet Gemi‘yi beyaza boyayacaktı…

Ancak kardan önce lodos fırtınasına tutulacaktı İstanbul… Maramara‘da her yıl evlerin çatısını uçuran, küçük tonajlı gemilerin belası olan ve balıkçı teknelerini kayalık bölgelere çarptırıp parçalanmalarına neden olan lodos geliyordu… Lodos zamanlarında vapurlar seferden çekilir, özellikle adalarda mahsur kalırdı insanlar…

Ilık hava bu fırtınanın habercisiydi…

*

Kamarama geçip kitaplarıma daldım… Bu defa okuduğum İkrami Özturan‘ın “Elveda” isimli kitabıydı… Türk milletine kurulan Balyoz tezgâhıyla bir sabah yaka paça tutuklanan yüzlerce vatansever masum subaydan sadece biriydi…

“Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana,
Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan,
Körüz, göz bebeklerimize mil çekilmiş mil,
Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk,
Tetikte kendi parmağımız, yabancının değil…” sözleriyle başlıyordu kitap…

Kurulan kumpasları, linçleri, iftiraları haykırıyordu kitapta bu kıymetli Türk subayı…

Bir idam mangası, vatanseverleri infaz ediyordu Türk milletinin gözleri önünde…

Ve çok az kişi dışında, halkın çoğunluğu olup biten infazlara gıkını çıkartmıyordu…

Beş bin yıllık mazisi olan kahraman Türk ordusu, kendi halkı tarafından yalnız bırakılmıştı…

İkrami Özturan işte bu nankörlüğe isyan ediyordu…

Bir millet infazcısının karşısında sus pus durup, celladının son hamlesine razı olmuştu…

*

Kitabı yarılamışken uyumuştum… Günlerdir yaşadığım zihin yorgunluğu pelte gibi yapmıştı beni… Uyku bazen çözümdü… Sıkıntılardan ve gerginliklerden uzak tutardı insanı…

*

Koridorda telaşlı bir patırtı duydum…

Aniden yüzleri maskeli iki adam kamaramın kapısını tekmeleyip, “kalk gidiyoruz” diye bağırıp zorla yaka paça dışarı çıkarttılar beni…

Kapkaranlık gemide ters kelepçelenmiştim… Dışarıda korkunç bir fırtına vardı…

Gidiyoruz dedi uzun boylu olan…

Daha ben nereye demeden öbürü atıldı… “Mahkemeye gidiyoruz!.. “

*

Fırtınanın uğultusuna, etrafta atıl duran hurda malzemelerin sağa sola vurdukça çıkarttıkları sesler karışıyordu…

Hayalet Gemi fırtınanın etkisiyle sallandıkça, karanlık koridordaki tüm kapılar kendiliğinden açılıp kapanıyor, sanki az sonra olacakları alkışlıyor gibiydiler…

*

İki maskeli adam zifiri karanlıkta koluma girip sürüklercesine güverteden baş üstüne götürdüler beni…

Ve Hayalet Gemi‘nin baş direğine bağladılar beni kollarımdan…

*

Şimşekler çakıyor, gök yarılıyor, sağanak yağmur boşalıyordu… Yalpa yapan yaşlı gemi bu fırtınaya daha fazla dayanamayacaktı… Baş üstündeki direğe kollarımdan bağlı durumda gemiyle birlikte denize gömülecektim… Hiç kimse sesimi bile duymayacaktı… Bu ölüm tarzı; çağlar öncesinin kaptanlarının, gemileri batarken kendilerini direğe bağlayıp intihar ettikleri soylu denizcilik törelerindendi…

*

Birden geminin bütün ışıkları yandı… Bağlı olduğum baş direğin silyon feneri, ambarların halojenleri, kırlangıçların projektörleri

Hepsi birden sanki geceyi gündüze çevirdiler…

*

Beni sürükleyerek kamaramdan çıkartıp, direğe bağlayanların kimler olduklarını öğrenmiştim artık… Biri infazcı, diğeri celladımdı

Yargılamaya gerek yok dedi öbürü…

Son sözümü sordu diğeri…

“Yaşasın Atatürk” diye bağırdım…

Cellat alaylı tavrıyla yüzüme bakıp gülüyordu…

“Yaşasın Atatürk” dedi… “Duydun işte bak suçunu itiraf ediyor…”

“Bir daha idam edelim, bir daha…” diye bağırıyordu infazcı…

Bir daha… Bir daha… Bir daha…

Tüm ışıklar söndü…

*

Telefonuma yüklediğim “Atatürk Marşı” melodisiyle kan ter içinde uyandım… Uykuya daldığımda kucağımda olan “Elveda” yere düşmüştü…

*

Arayan kişiyi tanımıyordum… “Ben geminin sahibiyim” diye kendini tanıttıktan sonra, “kardeş lütfen baş üstüne git, iskele demirini at, lütfen…” diyordu…

Bankaların haciz ettiği gemi karaya oturursa, gemi sahibinin başı ciddi anlamda derde girerdi…

Hayalet gemi aylardır sancak tarafına yan yatmış vaziyette Zeytinburnu açıklarında son akıbetini bekliyordu. Sancak demiri sudaydı… Şimdi arayan kişi, ikinci demiri atmamı istiyordu…

Lodos kapıyı çalmıştı…

Yan yatmış, güvertesi yağmur ve martı pisliklerinden kayganlaşmış ihtiyar geminin baş tarafına gidip ikinci demiri atarak, gemiyi emniyete almak zorundaydım…

Asıl kabus yeni başlıyordu…

CEM AKKILIÇ
18 Nisan 2017

4. Bölümü buradan okuyabilirsiniz.

hayalet gemi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s