Son yuvam; terk edilmiş bir gemi…

ÖZGÜRLÜK İÇİN…

Bütün ışıklar söndü

Zifiri bir karanlık

Ve sessizlik

Bir gemide sessizlik varsa bela uzak değildir…

Makine dairesinde jeneratör önce homurdandı sonra tısladı ve sustu…

Son mazot damlalarını içtikten sonra her tarafı karanlığa boğdu…

Denizin sesi ve kamarada bıraktığımız Hera‘nın havlamasından başka ses duyulmuyor…

Artık hiç olmadığı kadar yalnızız!..

*

Aç şu telefonunun ışığını Semih…

Kamarada bıraktım…

İyi halt ettin!..

*

Ocak ayında güneşli bir İstanbul sabahı… Sanki bir hediye… Köprüüstü’nde sabah kahvemi yudumluyorum… İstanbul her zaman olduğundan daha güzel gözüküyor bana… İçtiğim kahvenin son sıcak kahve olacağını biliyorum… Çünkü eli kulağında; jeneratörde tek damla mazot kalmayacak…

İnceden bir yağmur başlıyor…

*

Martı dışkıları ve yağan önceki yağmurlardan dolayı kayganlaşan eğimli güvertede patinaj yapa yapa yaşam mahalline ulaştıktan sonra valizimi ve sırt çantamı koridorda bırakıp salona attım kendimi… Etraf savaş alanı gibiydi… Semih kafama göre istediğim bir kamaraya yerleşmemi söyledi… Terk edilmiş bu gemi artık benim geçici ve ülkemdeki son yuvam olacaktı…

İçlerinden en düzgün olanı çarkçıbaşının kamarasıydı… Çekmecede hâlâ makine jurnalleri duruyordu… Gemideki tüm yastık ve battaniyeler pislik içinde, rutubetten dolayı nemli ve kokuyorlardı…

Halk dilinde kaptan köşkü denilen ve geminin kumanda edildiği köprüüstüne çıktım… Gemide elektronik hiç bir cihaz çalışmıyordu. Her şey birer hurda olmuştu… Sarkaçtan geminin 7 derece sancak tarafına yattığını gördüm… Problem balans tanklarıydı ve önlem alınmazsa, gemi ileride alabora olabilirdi…

İnceden yağan yağmur birden hızlandı… Akşam oluyordu… Makine dairesine inip, jeneratörü açma zamanı geliyordu. Koca gemide tek başına yaşayacaktım. Sıcak su yoktu… Mazot bir hafta bile dayanmazdı… Böylece banyo yapamayacak ama daha sonra banyo konusunda müthiş bir fikir gelecekti aklıma…

*

Balıkçı Bedik‘in düdüğü ile kırlangıça çıktım…

Sancak tarafında asılı olan şeytan çarmığına (ip merdiven) yanaşmıştı bile…

Telsizleri yollamamı istiyordu…

Gemi bankalar tarafından haciz edilmiş, armatörde borçları yüzünden gemisinden vazgeçmişti. Zeytinburnu açıklarında kaderine terk edilmiş, şimdi ise bana ev sahipliği yapıyordu bu hayalet gemi

Ne yapacaksın bu çalışmayan telsizleri diye seslendim Bedik’e…

Sen yolla lazım dedi.

Bir inceye bağlayıp, kırlangıçtan iki hurda el telsizini sarkıttım… Bedik telsizleri alıp gitti…

Gemi soyuluyordu ve kalan hurdaları Bedik topluyordu…

Mert sözünde duran birisiydi… Benim kara ile bağlantımı o sağlayacaktı… Harika köpeği Hera ile genelde teknesinde yaşıyordu…

*

Makine dairesine indim… Etraf son derece sessiz ve lumbuzlardan gelen günün son ışıklarıyla loş olmuştu… Bir çokları için ürkütücü olabilecek bu tablo, benim için güven vericiydi…

Jeneratör önce sarsılıp sonra gümbürtü kopartıp çalışmaya başladı… Kapkaranlık makine dairesinin ışıkları yandı… Sanki bir rock konserindeydim… Jeneratörün müziği bu gemide hâlâ hayat olduğuna bir işaretti… Çocuklar gibi sevinmiştim…

Aslında bu koca jeneratörü daha sonraları sadece kahve içmek için kullanacaktım…

Yukarı çıktım… Mutfağa dalıp ısıtıcımda su kaynattıktan sonra kahvemi hazırladım. Köprüüstüne çıkıp kahvemi içecek, önümüzdeki günler için planlar kuracaktım…

*

Yağmur dinmişti ve ayazla birlikte keskin bir parlaklık oluşmuştu… İstanbul tüm güzelliği ile karşımdaydı. Bu şehirde doğmuştum, acı tatlı çocukluk dönemlerim Avrupa yakasında Beşiktaş ilçesinde, ilk gençliğim ise Kadıköy‘de geçmişti… Yaz ayları ve sömestire tatillerinde Heybeliada’ydık… Şimdi Heybeliada uzaktan sanki gülümsüyordu bana…

Köprüüstünde dolaşırken geminin künyesi ilişti gözüme… 1976 yılında Ereğli Tersanesi‘nde yapılmıştı… Ereğli’nin çocukluğumda apayrı bir yeri vardı…

O yıl sevgili dayım Ceyhan Karabudak‘ı kalp ameliyatı sonrasında kaybetmiştik… Zonguldak Demir Çelik Fabrikası’nda çalışıyordu dayım… En yakın arkadaşı Fikret amca gemi inşaat mühendisiydi… Evet dedim kendi kendime; bu gemi onun yaptığı gemilerden biri olmalıydı…

Fikret amca bana gemileri sevdiren ilk kişiydi…

Daha ben 7 yaşımdayken babama baskı yapmış, Cem’e yüzme hocası tutmalısın demişti…

Yıllardır görmüyordum Fikret amcayı…. Biz imal ettiğimiz gemileri denize indirirken ağlarız derdi… Şimdi ben de muhtemelen onun inşa ettiği geminin künyesine bakıp tek başıma ağlıyordum

*

Jeneratörü kapatma zamanı çoktan gelmişti…

Kemikleri sızlatan soğuk ve martıların çığlıkları eşliğinde nemli battaniyeme sarılıp uyudum…

Yarın yeni bir hayat yeni bir macera başlayacaktı…

CEM AKKILIÇ
28 Mart 2017

İlk bölümün sonu…

2.bölümü  buradan okuyabilirsiniz.

cem akkılıç

Reklamlar

One thought on “Son yuvam; terk edilmiş bir gemi…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s